17 Nisan 2010 Cumartesi

Herkes Ağlar (Bir şarkının hikayesi)

Şarkı için : http://www.myspace.com/agaveturkey (Herkes Ağlar)
Söz: Güven Şerbetçi
Müzik: Aykut Kerem

***



Düşen karlar iki yandan örülmüş kuzgun karası saçlarını bembeyaz yapmıştı. Üşüyordu, çok üşüyordu ama bunu hissedemeyecek kadar uyuşmuştu. Gerçi o anda biri gelip boğazını kesse de hissetmezdi. Uyuşmuştu. Uyuşukluk ve titreme. Boş salıncaklara baktı. Rüzgarın gücüyle sallanmaya çalışıyorlardı ama karın ağırlığı onları kıpırdatmıyordu bile. Aynı örgülü kız gibi. Kıpırdayamıyordu sadece rüzgarın etkisiyle biraz titriyordu. Bir hıçkırık belirir dudağında..

Evini düşündü. Oyuncakları vardı orada, ve yalanlar. 'Sen çocuksun' vardı. Tekrar baktı salıncaklara ve yalnızlığına. Ve ağladı..

***********

Eski fotoğrafları karıştırırken gözleri ellerine takıldı. Kaldırdı elini ve baktı. Elindeki her kırışıklık ayrı bir hikayeydi aslında. Birinde evliliğini gördü, birinde torunlarını ve en çok da pişmanlıklarını, yaşamadıklarını.. Çok silik bir tanesinde gençliğine takıldı gözü. Fotoğraflara baktı sonra. Umut dolu bakışlarıyla kendisine gülümseyen yüzünü gördü. Yakışıklıydı da çok. Gözlerinin nemlendiğini hissetti. Güçlükle ayağa kalktı, elini yüzünü yıkayacakken aynadaki mutsuzluğuna baktı. Ve ağladı..

************

Yüzü yıllarca yapılmış ağır makyajın etkisinde çirkin ve kirliydi. Gençliğinde filmlerinden çok güzelliği konuşulurdu. Hayat bir filmdi onun için. Baş rolünde de o oynuyordu. Parlak ışıklar gençliğinde güzelliğini vurgularken şimdi artık ne kadar çirkin olduğunu anlatıyordu. Güzellik stoğu bitmişti sanki. Kısa bir zaman için en yoğun şekliyle kendisini kullanmış, şimdi ise hiçbir şeyi kalmamış gibiydi.

Oynadığı filmleri düşündü. Hepsinin ne kadar yalan olduğunu ve o yalan dünyada kendisine ne kadar sığ bir rol biçtiğini.. Hayatının hep ''spotlar altındaki güzel kadın'' olarak geçeceğini düşünerek ne kadar yanıldığını gördü bir kez daha. Hayatının yeni başlayan her sabahında gördüğü gibi.. Ve ağladı..

************

Gelinlik giyecekti o. Çocukken bebeklerine diktiği gelinliği ilerde kendisi giyecek ''Evet'' derken ileride ne kadar mutlu olacağını düşünecekti. Aşık olacaktı. Tek bir aşk olacaktı hayatında sonra masallardaki gibi bir hayatları olacaktı. Çocukları olacaktı belki de ve başında bandana elinde eldivenlerle onların peşinden koşacaktı. Onların büyüdüğünü izlerken kendisi de zamanla köşesine çekilecek onlar için mutlu olacaktı.

Ama kırmızı ışıklı loş bir odada yatıyordu şimdi. Üzerinde eğreti duran çıplaklığıyla gıcırdayan bir yatağın üstündeydi. Başını yana çevirdi. İsmini bile bilmediği biri yatıyordu yanında. Hayali bu adam değildi. Midesinin bulandığını hissetti. Ve ağladı..

***



17 Şubat 2010 Çarşamba

5 Yaş

Koskocaman 5 yaşındaydı.

***

Ağlıyordu. Deli gibi korkuyordu bir yandan. Yalvarıyordu annesine onu evde babasıyla bırakmasın diye. Ağladığı için babasının daha çok kızacağını bile bile ağlamaya devam etti küçük kız kapı ağzında. Annesi merdivenlerde ayakkabılarını bağlıyordu. İçi acıyordu onun da göz yaşlarını içine gömmek, kulaklarını kızının söylediklerine tıkamak ve işe gitmek zorundaydı. Kız daha çok ağladı. Babasının gözlerindeki sinirin farkındaydı, korkuyordu ama kendine engel olamıyordu. Ama işe yaramadı. Kapı kapandı, babası gözlerine baktı ve sonra canı çok acıdı.

***

O gün yine evde babasıyla yalnız kalmışlardı. Beraber televizyon seyrediyorlardı ve babası keyfi yerindeymiş gibi görünüyordu. O sırada televizyonda bir dansöz gördü kız. Belki de hayatında ilk defa her 5 yaşındaki kız gibi babasıyla cilveleşmek istedi ve babasının gözlerini kapadı. 'Bakmaaa' dedi en tatlı sesiyle. Ve sonra canı çok acıdı.

***

Yüzü koyun annesinin ve babasının yatağına uzandı, ağladığı duyulmasın diye yüzünü yastığa gömdü. Hoş, o kadar bağırışın arasında onun küçücük ağlamasının duyulmasına zaten imkan yoktu. Kafasını kaldırdı ve duvardaki tabloya baktı. Annesi o tablodaki kadının bir melek olduğunu söylerdi ona hep. Kadına baktı ve dua etti. Sonra tekrar yatağa gömdü kendini. Bu sefer babasının bağırışlarını duymamak için. O gün sevgililer günüydü. Canı acımadı belki, ama o günün beyninden asla silinmeyeceğinin de farkında değildi.

***

O akşam büyümüştü küçük kızım. Kocaman 5 yaşındaydı ve çok güçlü hissediyordu kendini. Gitti ve odasından içi boş pembe kumbarasıyla mavi el yapbozunu aldı. Artık hazırdı. ''Anne, gidelim bu evden.'' dedi. Ve gittiler. O akşam canı hiç acımadı.

***

15 yıl sonra her şey inkar edildi. Ama o koskocaman 5 yaşındaki kız gördüklerini hiç unutmadı.

Veda

Ayağa kalktı ve aynaya baktı önce. Yüzünde alışılmışın dışında mutlu bir güzellik vardı. Dudakları her zamankinden daha kırmızı, gözleri daha hüzünlü güzeldi. Yüzünün bu halini yok etmek istedi ve makyaj yapmaya başladı. Sevgilisi içeri girdiğinde şaşırdı önce. Onu hiç makyaj malzemeleriyle bu kadar boğuşur görmemişti. Hiç yapmadığı şekilde iki kat ruj sürdü dudağına ve yanından hiç ayırmadığı göz kalemini bu sefer gözlerindeki hüznü örtmek için kullandı. Güzel olmamıştı makyajı ama bu ona yeterdi. İlk görüntüyü yok etmeyi başarmıştı. Sevgilisi yanına yaklaştı iyice. ''Çok güzelsin sevgilim.'' dedi ve allıksız yanağını öptü. İkisi de bunun bir veda olduğunu biliyorlardı. Kız yanından ayrıldı ve üstünü değiştirdi. Nafile bir çabayla onu vücudundan atmaya çalışıyordu.
Sevgilisi bakkala su almaya gittiğinde yatağına oturdu ve sonra kalktı hemen. Hiçbir şey düşünmeden eline küçük bir kağıt aldı, ''Seni seviyorum'' yazıp sevgilisinin çantasına koydu. Çantanın fermuarını kapatırken beraber geçirdikleri 14 ayı düşündü. Ortada konuşulmuş hiçbir şey olmasa da bunun bir ayrılık olduğunu biliyordu. Çalan kapıyı açmadan önce hiç sıkmadığı kadar parfüm sıktı bileklerine, boynuna.. İçinden atamasa da vücudundan atmalıydı onu. Kapıyı açtı ve içeri girdi sevgilisi. Kokuyu alınca o da emin ol bunun bir veda olduğuna. Kızın, onun parfüm sıkmasını istemediğini bildiğini çok iyi biliyordu. ''Senin kokun benim için hepsinden özel.'' derdi ona hep. Ve kokusunu son kez duyamadan vedalaşacaklardı. Suyu bıraktı. Çantasını aldı ve son kez öptü onu. Kapı kapandığında içeriden gelen hıçkırık sesini duydu ve koşarak aşağı indi. ''Ağlama aşkım.'' dedi içinden, ama kız bunu asla bilmedi.

14 Şubat 2010 Pazar

Google Analytics

Biraz önce Google Analytics'i karıştırdım biraz. Sonuçlar çok hoşuma gitti ve bir kaç sorum ve söylemek istediklerim var:

Öncelikle sonuçlar gösteriyor ki İstanbul Üniversitesi öğrencileri final sonuçlarını öğrenmek için google'a baktıklarında benim blogumu bulacak kadar talihsiz. Çünkü evet bizim okulun internetten not öğrenme gibi bir sistemi yok.

Bloguma ist ünv final sonuçları şeklinde arama yapıp gelen muhterem şahsı da blogumda en uzun süre kalan (9 dk 47 sn) kişi olduğu için kutluyorum.

'Bordo beyaz koltular' evet böyle yazıp gelen var. Koltuklar değil, koltular yanlış yazmadım. Ve bu aramayla büyük ihtimal beyaz koltuğumuzun üstünde bordo oje sürerken annemin zulmünden korkup yazdığım yazıya ulaştılar. Sağlık olsun. Keşke bir kaç da koltuk resmi koysaymışım da bir fikir edinmiş olurdu ablamız. Neyse.

En ilginci de gayet spesific olarak cansufranko.blogspot.com ve cnsfrnk blog diye google'da arama yapıp bloguma ulaşanların sayfaya göz bile atmadan 0 saniyede çıkmış olmaları. Amaçlarını çözemedim kimliklerini açıklamalarını bekliyorum.

En çok da 'Geri dönmene film tetika' yazıp gelene güldüm. Anneme tetika dediğimi öğrendiğinde tepkisi ne oldu acaba :D

Bir de benim Sevgililik Kuralları diye bir yazım vardı o yazı da şöyle arama yapan dört kişiyi sevindirmiş:
-Sevgili olmanın kuralları
-Sevgililik
-Sevgililikte ilk gün
-Sevgililikte kurallar

Baya hayır işlemiş olmuşum ben meğer.

Son olarak da tetika kimdir şeklinde aratıp gelen insan lütfen kimliğini açıklasın en çok onu merak ediyorum.

Hadi öptüm.



1 Şubat 2010 Pazartesi

..

Bu gece çok garip. Canım deliler gibi yazmak istiyor, ama yazacak hiçbir şeyim yok. Anlatmak istediğim binlerce şey varmış gibi geliyor ama aslında anlatacak hiçbir şey olmadı. Anlatmayı bırak bir şey de olmadı zaten bütün günü uyuyarak geçirdim.
Bilmiyorum, yazmak istiyorum sadece. Aslında istemiyorum da bir yandan, blogum yine bunalım günlüğüne döndü çünkü. Halbuki ne güzel komik komik bir ton yazım vardı. Yine başladım günlük yerine buraya yazmaya. Allah'tan 11 kişi mi ne okuyor sadece de rezil olmuyorum.
Neyse sıkıldım.

30 Ocak 2010 Cumartesi

.

Ve artık ortada sevme ve güvenme yeteneğini kaybetmiş, deliler gibi kahkaha atan, iyice hissizleşmiş ve artık canı bile acımayan bir insan var. Gülüyor, eğleniyor, güvenmiyor, sevmiyor, paniklemiyor, koşmuyor, sonrasını düşünmüyor, ve deliler gibi sigara içiyor. Tamamdır artık, her şey hazır. Görev tamamlandı.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Mutluluğum

Çok saftı o. Başına ne geldiyse hep bu saflığından gelmişti zaten. Lanet olası bir iyilikle yaklaşıyordu karşısına çıkan herkese. İflah olmaz bir umutla güveniyordu herkese. Kalbindeki yaraları her seferinde yara bantıyla kapatıp tekrar insanlara güvenmeye başlıyordu. Ne ilk aşkıyla yaşadığı sarsıcı ayrılık ne ona söylenen yalanlar ne de defalarca kandırılması yıkabilmişti insanlara olan güvenini ve sonsuz sevgisini. Her seferinde baştan sevebiliyor ve ne olursa olsun sevme yeteneğinde en ufak azalma olmuyordu. Oyunlar, yalanlar, kandırmalar ona göre değildi hiç. Tek bildiği sevmekti, koşulsuz şartsız ve en içten haliyle sevmek.

Onu tanımayan insanların salaklık dediği bir umutla yaklaşmıştı o adama da. Ne ona dört yıl boyunca söylediği yalanları umursamıştı ne de çevresindeki insanların uyarılarını. Aslında başta çok kararlıydı ona aşık olmayacaktı. Belki yaşadığı kırgınlıkları tedavi edecekti belki de çok sevilen bir insan olmasına rağmen içindeki bir türlü dolmayan sevgi eksikliğini kapatacaktı. Amacını o da bilmiyordu aslında ama umutluydu.

İlişkinin bu raddeye gelmesini beklemiyordu hiç. Ne ona bağlanmak geçmişti aklından ne de güvenmek. Ama sevmeyi alışkanlık haline getirmiş kalbi yine sevdi. Yine iyi niyetiyle yaklaştı. Yine güvendi. Ama bu sefer sevildiğine o kadar emindi ki bu durum onu o kadar da korkutmuyordu. Karşısındaki insanın yıllarca ona söylediği bütün yalanları umutmuş yine o saçma umuduyla kendine bir mutluluk tablosu yaratmıştı. En güzel zamanları, en saf gülüşmeleri, en güzel sevişmeleri hep onunla yaşıyordu. Sarıldıklarında ve adam onun kokusunu içine çektiğinde ne kadar mutlu olduğunu gözlerinden okuyabiliyordu. Bu sefer farklı diyordu kendine hep. 'Bu sefer beni seviyor.'

Bazen korkuyordu aslında. Tekrar onu üzmesinden çok korkuyordu. Ama içinden de kendini teselli ediyordu 'bana yapabileceği başka bir şey kalmadı' diyerek. Dört yıl boyunca her şeyi tükettiklerini sanıyordu. Daha fazla üzemezdi ki onu, en fazla yine bırakır giderdi o da artık koymazdı zaten.


***********************

Beraber olduğumuz süre içinde benim için bu kadar fedakarlık yapan, beni sevdiğine bu kadar inandırabilmiş bir adamın günün birinde ilişkimize üçüncü bir kişiyi sokabileceği hiç aklıma gelmemişti. İlk anladığımda ne hissettiğimi tam olarak bilmiyorum. Çantamı alıp gitmek istemiştim onu hatırlıyorum. Ama önce oturdum, bir sigara yaktım. Bir şeyler söylemesini istiyordum. 'Evet yaptım' diyip en azından o kızla olan ilişkisine sahip çıksaydı belki bir nebze saygı duyabilirim ona yine. Ya da ne bileyim 'lütfen' ve 'yapma'dan başka bir şey söyleseydi bana.. Kafamda binlerce soru belirdiğini hatırlıyorum. Önce inanmadım. İnanmak istemedim daha doğrusu. Yalanlarına inanmak aldattığına inanmaktan daha kolay geliyordu. Canım çok acıyordu ve en mutlu günümüzde böyle bir şey yaşayabileceğimizi hiç sanmıyordum.

O sabah okula şarkı söyleyerek gitmiştim.

Başımın çok ağrıdığını hatırlıyorum. O kadar çok soru vardı ki beynimde, ve o soruları kelimelere dökemeyecek kadar, öylesine güçsüz hissediyordum ki kendimi.. Bir gün önce onunla olmak isterken, bir gün sonra bana dokunabildiğine ve içinin son derece rahat olduğuna inanmak ve bunu farkettiğim an belki de en zoru oldu. Bir şey koptu içimden. Evet bir şey koptu. Kolumu kestiler sanki ya da bacağımı. Yalan söylemekten vazgeçip yaptığını itiraf ettiğinde önce rahatlamış hissettim. 'Bitti' diyip gittiğimde çok rahat ya da çok hissiz hissettğimi hatırlıyorum. Uyuşturucu verilmiş gibiydim. Biraz önce çektiğim bütün acı sona ermişti.

Ben o sabah okula şarkı söyleyerek gitmiştim.. Ve şarkılarımın yerini gözyaşlarımın alacağını hiç tahmin etmemiştim.